MAT COLLISHAW ile Söyleşi (çeviri)

WONDERLAND MAGAZINE – 21 june 2008

Metinler: Louise Brealey

Söyleşi: Oliver Basciano

Çev: Mert Yavaşca

Mat Collishaw 1966 yılında, İncil’in kusursuzluğuna, televizyonun ve kızların eğitim almasının şeytanca bir iş olduğuna inanan Hıristidelfiyan mezhebi mensubu bir ailede dünyaya geldi. 19 yaşına geldiğinde, ailesinin inancına sırt çevirerek büyüdüğü Batı Midlands’ten ayrılan Collishaw, Trent Poly’de (şimdiki adıyla Nottingham Trent University) burslu olarak sanat eğitimi almaya başladı. Kısa bir süre sonra Londra Goldsmith Universitesi’nde sanat eğimi almaya hak kazandı. Burada 23 yaşındaki dönem arkadaşı Damien Hirst ile tanıştı ve Dockland’da bir ambarda (Londra limanı) düzenlenen “Freeze” sanat şovu’na davet edildi. Temmuz 1988’de açılan ve durgun seyreden İngiliz sanat piyasasında büyük bir kargaşaya neden olan “Freeze” ‘e Collishaw’ın yanısıra Goldsmith üniversitesinden 14 genç sanatçı katılmıştı. “Genç İngiliz Sanatçılar” devri başlamıştı artık. Collishaw’ın sergiye verdiği “Kurşun Deliği” (Bullet Hole) isimli çalışması -insan kafasında meydana gelen bir yaranın yakın plan çekimi yeralmaktadır- serginin ismi olmuştu. Eseri almak isteyen bir sanat tüccarı, çalışmanın masrafından daha aşağıda bir fiyat çekince, Collishaw’dan “Otopark’ta çürümeye bırakırım daha iyi” yanıtını almıştı. Öyle de oldu.
10 yıl sonra Charles Saatchi -şimdilerde şöhreti bir hayli sarsılmış olan-“Sensation” sergisi için “Bullet Hole’ün yeniden üretilmiş halini kolleksiyonuna kattı. 1990 yılında kendisiyle birlikte Genç İngiliz Sanatçılar adıyla anılan arkadaşları, adlarını duyurmak için çabalarken, Collishaw yeni doğmuş oğlu Alex ile evinde vakit geçiriyordu. Geçtiğimiz 20 yıl boyunca, yarı çıplak nazi portreleri, köpeklerle sevişen kadınlar, tuvaletlerde keşlerin kollarındaki damarları bulmasını önlemek için yerleştirilmiş Ultraviyole ışınlar altında yıkanan bebekler gibi şaşırtıcı, rahatsız edici ve provoke eden işler üretmeye devam eden Collishaw’ın Londra’da açılan son sergisi “Kayan Yıldızlar” (Shooting Stars) da bir istisna değil.

Batı Londra’nın ambarlarla dolu arka sokaklarından, tuğlalarla örülmüş bir merdivenden inerek girdiğimiz büyük stüdyoda masalarında harıl harıl çalışan asistanlarla karşılaşıyoruz. Yanında ‘Amber’ isimli boxer köperğiyle yanıma sokulan çıtıpıtı biri “Jonathan’ı ggörmeye mi geldiniz?” diye soruyor. “Jonathan Saunders…Moda tasarımcısı?” diye ekliyor yüzündeki gülümseme yavaştan kaybolurken. “Ben Mat Collishaw’ı görmeye gelmiştim” dememe kalmadan, stüdyonun arka tarafındaki zor seçilen koridoru işaret ederek hızla sıvışıyor. Stüdyonun oldukça gösterişsiz halini bozan işlenmemiş, kaba bir sarışın peruk ve tavandaki çivilerden sarkan bir kuşkafesi dikkatimi çekiyor. Şase ve çerçeve yığınlarının bir hayli arkasında A4 dosyaların, kitap ve eski gazetelerin arasında kanepesine uzanmış dinlenen Mat Collishaw’ı görüyorum. Yerinden kalkıp yanıma geliyor ve kendini tanıtıyor. 42 yaşındaki, uzun saçlı, kaba sakallı ve içten görünümli Collishawın sesi nazik olduğu kadar bıkkın geliyor. Sanki akşamdan kalma gibi ama değil. Herşeyle ilgili bilgisi olduğuna dair bir izlenim ediniyorsunuz hemen, ancak bunu gösterişli hareketlerden kaçınarak belli etmeyi becerebiliyor. Duygusuz denebilecek denli, düşünceli ve geride duran bir yapısı var. Konuşma tarzı Midlands kökenli geçmişini açığa vuruyor.

collishaw415

OLIVER BASCIANO: Ebeveynlerin de sanatla ilgili miydi?

MAT COLLISHAW: Babam iyi bir fotoğrafçıdır ama fabrikada çalışıp bize bakmak zorunda olduğundan bu konuda kendini geliştirme şansı olmadı. 4 erkek çocuğun ikincisiyim. Çok dindar olduğundan, bütün fotoğrafları ağaçlı gün batımı görünümlerinden ibaretti. Hep o görünümlere, elektrik kablolarıyla dolu direkler koymak istemişimdir.

OLIVER BASCIANO: İnançları, dindarlıkları seni nasıl etkiledi?

MAT COLLISHAW: Evde televizyon olmaması büyük bir farklılıktı. Okulda herkes, televizyonvari bir dille konuşur, ‘Tiswas’ isimli bir çocuk programından bahsederdi. Bense ‘bunlar ne halttan bahsediyor böyle’ modundaydım. Abartılı bir şekilde Televizyonun büyülü bir bilgi kaynağı olduğunu düşünürdüm. Ama çok da yabancı gibi hissetmedim kendimi bu ortama çünkü abim tuhaf olduğumuzu söyleyen herkesi dövüyordu.

OLIVER BASCIANO: Bu durum sanatını etkiledi mi?

MAT COLLISHAW: Sanmıyorum ama yine de asla bilemezsin böyle şeyleri. Demek istediğim, din, insanları idare/kontol etmek için ikonografiyi kullanır, bense -kendimi övmek gibi olmasın-bunun için büyüleyici imajlar yaratmayı seviyorum. Aynı kontrol.

OLIVER BASCIANO: Sizi Goldsmith’te (Goldsmith Üniversitesi) özel kılan neydi?

MAT COLLISHAW: Uyumsuz tiplerdik, hiçbir yere koyamayacağın kaybedenlerdik. Diğer üniversitelerdeki esrarengiz görünmeyi sevip kahve içip duran ‘hayat tarzı sanatçı”lara (lifestyle artist) benzemiyorduk. Falmouth Üniversitesinden bir grup öğrenci bizi görmeye gelmişlerdi diye hatırlıyorum, o zaman neye benzediğimiz hakkında bir fikre sahip olmaya başladım. Aralarından biri, ahşap kavelalar ile tutturarak yaptıkları bir ağaç heykeli gösteriyordu, sınıf arkadaşım Angela Bulloch “neden vida kullanmadınız ki?” demişti. Entel-dantel değildik. Freeze sergisi “boş bir galerimiz var hadi içine dolduralım” ‘dan ibaretti. Kendimize karşı hoş bir tahammülsüzlük beslerdik.

OLIVER BASCIANO:Hala böyle mi çalışıyorsun?

MAT COLLISHAW: Hayır. Şimdi, odanın bir ucundan diğer ucuna tek bir kum tanesini taşır gibi yürütüyorum çalışmalarımı. Tek bir seferden sonra elimde kayda değer hiçbir şey olmadığını görüyorum. İkinci seferin ardından da değişen birşey yok. Ama odanın diğer ucuna yaptığım 1000 seferin ardından ufak bir kum yığını oluşmaya başlıyor. Buna devam edersen belki kayda değer bir sonuç elde edebilirsin. Çalışmak beni mutlu ediyor. Hayata bir anlam katıyor. Bu, biz avcı-toplayıcı olduğumuzdan beri böyle. Çalışmadan geçirilen bir hayatın gidişatı kötüdür.

OLIVER BASCIANO: Kendini çalışmaya nasıl teşvik ediyorsun?

MAT COLLISHAW: Bu konuda kaygılarım yok. İnsanın içinde şekilleniyor ama en çok okudukça aklıma fikirler geliyor. Hafızam çok kötü olduğundan tarihi ya ve benzeri okumalar yapmıyorum. Kurgu okurum – JG Ballard her zaman favorim olmuştur. Kurgunun hayal gücünü geliştirdiğinden eminim.

OLIVER BASCIANO: Eserlerinin çoğunda, hayvanlarla cinsel ilişki, sübyancılık, şiddet ve açık seks sahneleri var. Neden?

MAT COLLISHAW: Bu tür görüntülere karşı koymaya yatkınız. Bu bizi harekete geçiren, vücudumuzun adrenalin salgılamasını sağlayan bir durum. Uyanıp teyakkuza geçeriz. Haberlerdeki korkunç görüntüler de aynı şeyi yapar, uyarıcıdır. İnsanlar böyle şeyleri görünce iyi hissediyorlar. Bunlar iyi şeyler, Bu görüntülerle karşılaşmasak daha kötü durumda olurduk. Bazı şeylerin farkına varabilmek, düşünüp taşınmak için, kötü durumlara düşmüş ünsanların görüntülerini görmeye ihtiyacımız var.

OLIVER BASCIANO: Kariyerinin başlarında sen de tutucu muydun?

MAT COLLISHAW: Kesinlikle öyleydim. 80’li yılların ortalarında İngiliz sanatı oldukça şekilciydi. Gençtik, meteliksizdik ve tek derdimiz sevişmek, içmek birazcık da sanat yapmaktı. Neden soyut bir heykel, o yaşlarda güney Londra gibi bir şehir merkezinde yaşayıp hergün 36 numaralı otobüse binen biri olarak  ilgimi çeksin ki? İnsan ırkının zaaflarıyla ilintili işler yapmak istedim. Derdim, kuvvetli bir içerik yoluyla biraz ilgi çekmekti. İzleyici üzerinde saldırgan ve rahatsız edici bir etki bırakmak istemiştim. Ama bir buçuk yıl gibi bir sürenin ardından, bu insanların istediği bir duruma dönüştü. “İnsanlar daha fazla şiddet istiyor, bunu onlara verecek miyim?” diye düşünmeye başlamıştım. Tabi ki vermedim.

OLIVER BASCIANO: Ve böylece perileri fotoğraflamaya başladın…

MAT COLLISHAW: İnsanları sinirlendirmek istedim. O sıralar, periler hiç de moda değildi çünkü aşırı derecede romantikleştirilmişlerdi. Perilerin doğası gereği kindar ve marazi olduklarını çoktan unutmuşlardı.

OLIVER BASCIANO: Yeni solo sergini anlatır mısın? “Kayan Yıldızlar”…

MAT COLLISHAW: Bir yerleştirme. Mekan, duvarları fosforlu boya ile boyanmış karanlık bir mekan. Bir projeksiyondan, Doğu Londra sokaklarında fahişelik yapan Viktorian döneminde yaşamış bir çocuğun hayaleti andıran görüntüleri yansıyor.Bu çocuklar tek kullanımlıkmış, yaşam döngüleri, sokaklarda fahişelik yapmak, frengi kapıp ölmekten ibaret. Onları hayata döndürmek istedim. ‘Hayvanlarda Gece Hayatı’ isimli bir diğer çalışma ise üzerlerine yaşlı adamlar işerken sevişen bir Minotor (Yunan mitolojisinde yarı insan-yarı boğa yaratık) ile kadını gösteren zoetrop (Zoetrop durağan resimleri deviniyormuş gibi gösteren bir aygıt). Kompozisyonda sevişen bir de bebek var. Şeylere bakma takıntımızla ilgili bir eser.

OLIVER BASCIANO: Genç İngiliz Sanatçılar etiketiyle anılmaktan sıkıldın mı?

MAT COLLISHAW: Bu her zaman canımı sıkmıştır. Basının resmettiği bir imajdı bu ve tamamen yanlış bir şekilde özetliyordu bizi. Hepimizin işleri oldukça farklıydı. Tek ortak noktamız beraber takılıyor olmamızdı. O zamanlar ‘Genç İngiliz Sanatçılar’ terimi çok da bir anlam ifade etmiyordu. Sonuçta Soyutlamacı Empresyonistler ya da Kübistler gibi bir anlam içermiyordu. Aynı yaşlarda aynı yerden gelen kişilerdik sadece.

OLIVER BASCIANO: Onlarla hala görüşüyor musunuz?

MAT COLLISHAW: Her yıl tatil için Meksika’ya gittiğimde Damien’ı (Damien Hirst) gidip görüyorum. Diğerleriyle eskisi kadar çok görüşmüyoruz ama yine de iletişimdeyiz. Birbirimizle mesajlaşıp, telefon görüşmeleri yapmıyor değiliz, aynı şehirde olduğumuzda da buluşuruz.

OLIVER BASCIANO: 1997 ve 2002 yılları arasında Tracey Emin ile bir beraberlik yaşadın. Bu beraberlik kariyerini nasıl etkiledi?

MAT COLLISHAW: Pek olumlu bir etkisi olduğunu sanmıyorum. Tracey ile beraberken en büyük problem onun 1000 wattlık bir halojen ampul gibi görünmesi ve sizin onun yanında bir mum gibi kalmanız. Etrafındaki herkesi gölgesinde bırakacak kadar zeki, küstah ve kaba biri. Ama benim için hava hoştu… problem etmedim.

OLIVER BASCIANO: Genç İngiliz Sanatçılar grubundaki çağdaşlarınızın sizden daha başarılı olması canınızı sıkıyor mu?

MAT COLLISHAW: Benim canımı sıkmıyor ama borçlarım için peşime düşen bankanın bir hayli canını sıkıyor. Nakit sıkıntım olduğundan zamanımın yüzde seksenini, sergi hazırlıklarım için dalkavukluk yapmak ve otobüsle yolculuk etmek gibi zaman alan aptalca işlere harcıyorum. Evde bir şey unutsam geri dönmek için iki otobüs değiştirmem gerekiyor. Daha büyük bir stüdyom olsun isterdim-Jonathan Saunders için fazlasıyla gürültücüyüm. Ama üretmek istediğim eserler için gerekli parayı bulabilmek yeterli, gerisi önemli değil benim için.

OLIVER BASCIANO: Kendini sanat piyasasının bir parçası olarak görüyor musun?

MAT COLLISHAW: Ne yazık ki hayır. Dediğim gibi bunu kanıtlayacak bir banka hesabım yok!

OLIVER BASCIANO: Böyle bir banka hesabın olsun ister miydin?

MAT COLLISHAW: Paranın yardımı oluyor ama aynı zamanda elini kolunu da bağlıyor çünkü arzu edilen bir ürün üretmiş oluyorsunuz ve ve bu ürünün sürekliliği sırtınıza bir yük oluyor. Bu benim için geçerli değil böylece sürekli yeni yöntemler üzerinde çalışabiliyorum. Devam etme arzusu ve hırsı kazanıyorum. Henüz tatmin olmadığımdan savurgan davranmaya devam ediyorum.

OLIVER BASCIANO: Savurgan davranmak sıkıntı yaratmıyor mu?

MAT COLLISHAW: İçerikleri nedeniyle işlerimi galerilerde sergilemek hala zor olabiliyor benim için. Son olarak Çocuk Fahişeleri içeren işimi New York serisinden geri çekmek zorunda kaldım. Galeri avukat bu işle baş edemeyeceklerini öne sürdü. Bu yaz düzenlenen Royal Academy sergisindeki Zebra ile sevişen kadın içerikli çalışmam da (The Old Fashioned Way,1992), öğle haberlerinde bir canlı yayın sunucusunun arkasında açıkça görününce sıkıntı yaratmıştı.

OLIVER BASCIANO: Kendini asi olarak tanımlayabilir misin?

MAT COLLISHAW: Nottingham’dan geldiğim için içimde bir parça Robin Hood’luk yok değil. Ama asilik insanın kendine verebileceği bir unvan değil.  Kendini asi sanan Billy Idol’ün durumuna düşersiniz. Johnny Cash’in deyimiyle “O kendine hiç bir zaman asi demedi… gerçek asiler bunu yapmaz.”

Reklamlar